2 Temmuz 2017 Pazar

insan nedir, şimdi bildim.

‪Yanlış yapıyorum biliyorum. Herkesin bi birey olduğunu, kimsenin doğru olanı yapmak zorunda olmadığını kabullenmem gerek. Ama bu mecra benim, burası benim evim. Kimseyi kendini benim kadar eleştirmediği için suçlamam doğru değil. Kimseyi hayatını bomboş geçirdiği için de suçlayamam. Bir amaç uğruna yaşamadıkları, hayatlarının sevdiklerinin kıymetlerini bilmemeleri beni niye ilgilendirsin. Bi şeyi delicesine istemedikleri, uğrunda hemen pes ettikleri için de onlara laf edemem; bir birey olarak tutkularını ve hırslarını bayıla bayıla kendilerini izledikleri aynalar gibi her geçen gün beyinlerinde tekrar etmedikleri için, kendi yanlışlarını kendi yüzlerine vurmadıkları için, hala özgüvenle egoyu karıştırdıkları için, dünyanın en gereksiz uğraşlarıyla ömürlerini geçirdikleri için onlara küfrü basamam. Uyandığım dakikadan başlayıp uyuduğum ana kadar her anımı tıkır tıkır bi şeyleri düşünmekle geçirdiğim için kimseyi önüne geleni yapmakla da suçlayamam. Her yol ayrımında bir şüphe aramak, bilip bilmeden dedektifliğe soyunmak benim suçum değil. Aptallığa tahammülümün olmaması da beni harika bir insan yapmaz. Bunları yazmakla da büyümüş küçülmüş olsam da hiçbir şey umrumda değil. Böyleyim işte; çok bilmiş, kendini bi şey zanneden, underground olmaya çalışan, dobra, umursamaz, gerçek kavramından beslenen, her türlü eleştiriye açık, yaşamayı ve yaşatmayı çok seven, kendini her zaman ömrünün sonunda hisseden ama bir o kadar da toy genç bir kadınım. Yaşlanmayalım demiştim, akışına bırakalım. 18 inde biri söylerse normal ama ben bunu saçlarımda akları hissettiğim yaştan söylüyorum. Gençlere tavsiye. ‬

21 Haziran 2017 Çarşamba

Yaşamak

‪Orda olacağım. Değişsem de, büyüsem de benden hiçbir şey eksilmeyecek. Kahkahalar atacağım belki de, torunlarımı özleyeceğim. Saçlarımı boyatmayacağım, yaşımı da asla gizlemeyeceğim. Yüzümdeki lekelerle, vücudumdaki izlerle ben yine ben olacağım. Klasikleşeceğim belki de, maaş günümü bekleyeceğim. Sinirlenince yine kadınsı bi biçimde küfredeceğim, tek başıma kaldığımdaysa küçük bir kedi yavrusundan farksız olmayacağım. Küçüklere Mustafa Kemal'i anlatacağım, gençlere sevmeyi sevilmeyi. Hasır şapka takacağım ben de, pileli etek giyeceğim. Bileziklerimi yorganlarımın arasına saklayacağım, yağmurlu günlerde hep 19 yaşımı hatırlayacağım. Saçlarımı yine kısa kestireceğim, birisi buklelerimle oynayınca hemen uykumun geleceğini de hiç unutmayacağım. Ben yine orda olacağım. Şarap şişeleriyle boy ölçüştüğüm yaşımda bile yine ve yine adaleti arayacağım. Ölene kadar. ‬

3 Haziran 2017 Cumartesi

sevişme,savaş!

Yine bir şeyler oluşsun istiyorum kafamda. Yine güzel şeyler olsun. Etkileyici konuştuğum, güzel güldüğüm, güzel baktığım günlere geri dönelim istiyorum. Bi şeyler uğruna yaşamak istiyorum tekrar. Yazılarımı gözden geçirince yazdığım o ana dönebilmek istiyorum yine. Olmak zorunda olduğum yere dönünce, olması gerekilen insanlarla olunca unuttuğum bi beynim olsun istemiyorum artık. Hep bu anda olmak istiyorum. Bi şeyleri kanıksamak beni rahatsız etsin istiyorum sadece, sorgulamak bana haz vermeye devam etsin. Normalken, herkes gibi her şey gibi sıradanken bile her şeyin bir yanılsama olduğunu hatırlatmak istiyorum kendime acı çekmek ister gibi. Tıkanmak istemiyorum artık kelimelere dokunurken, boşluklar dışında hiçbir kalabalık olmasın istiyorum kafamda. İzlediğim o güzel filmin, hissettiğim o güzel serinliğin, sevdiğim o güzel adamın gözlerinde küçücük bir yuva kurmak istiyorum kendime. Kimse çalmasın kapımı, kimse aralamak istemesin maskemi. Ben böyle iyiyim demek istiyorum. Beni yalnız bırakın artık.

28 Nisan 2017 Cuma

huysuz ve tatlı kadın

2015 Aralık

''İroninin kabul edilemezliği, hay gözünü seveyim!
Kötü yazısı olan biri gibi tek tek inceleyince göze batan, bütünden bakınca da karakteristlik kokan bir yazı tipiyim ben. Avazım çıktığı kadar bağırsam da parçada yine sevilmeyenim. Yadırganıyorum, anlaşılmıyorum. Bazen karşımda duran koltuğa kurulup saatlerce kitap okumak istiyorum. Kurallar ve dayatmalar boğazımı sıkıyor, nefes alamıyorum. Ses tellerim gırtlağımın gardiyanıymış gibi acı çektiriyorlar bile bile. Güzel günler ne kadar yakın veya 10 yıl sonra kendimi nerede göreceğim bilmiyorum ama, sayfaların artık mürekkeplerimde tükenmiş; görüyorum.''

29 Ekim 2016 Cumartesi

    Kalabalık yerlerden birindeyim. Çok fazla insan var, çok fazla yüz ve ifade. Herkes bi yere yetişiyormuşçasına yürüyor, yüzlerindeki telaş ayaklarından okunuyor, hep bi adımları diğerinden daha seyrek daha hızlı olunmaya çalışılsa da hep bi geri kalmışlık batıyor göze. Kimileri donuk, kimileri sinirli, kimileri de boş bi ifadeye sahip. Neden orda olduklarını bilmiyorlarmışçasına kıvrılmıyor dudakları, her günleri diğerinin aynısıymış gibi sanki. Sonra birini görüyorum, seçemiyorum; gözlerimin kusuru daha da zorlaştırıyor bu durumu. Fakat birbirimize yaklaştıkça seçilmeye başlıyor yüz hatları. İçim kıpırdıyor bi anda, nedenini bilmiyorum ama hoşuma gidiyor bu çocuksu yaramazlık. Diğerleri gibi olmayışı çekiyor önce dikkatimi. O kadar yürüyormuş gibi yürüyor ki, o anda kafasının bomboş olduğuna yemin edebilirim. Bu kirlenmiş ve gün geçtikçe büyüyen bi karadelik misali şehirde, mutlu olmayı çözmüş gibiydi. Hiçbir telaşı yoktu sanki; sanki hiç otobüs için sağ cebine bozukluk koymamış gibiydi, sanki hiç yarın onu bekleyen yığınlı kağıt parçaları yokmuş gibiydi, sanki daha önce kimseyle kavga bile etmemişti. Sonra bu adama bıraktım kendimi ben, gözbebeklerim göz çukurlarıma sığmayacak kadar büyümüş hissederken; onda yıllar önce üstünü örttüğüm birkaç dakikalık anın kaydedebildiğim saniyelerini görür gibi oldum. Bir su birikintisinin yanında boylu boyunca uzanıp gün sonuna kadar damlacıkların rüzgarda salınışlarını izlemiş gibiydim, isme ithafen yazılan şarkıların hissettirdiği ince keder gibi tuhaf bir his sarmıştı her bir yanımı. Çünkü gitgide yaklaşıyorduk birbirimize; neydi beni o tarafa doğru iten bu karşıkonulamaz çekim? Ayaklarıma hakim olamıyordum, olmak da istemiyordum galiba. Sonra fark etti beni, ufak bi bozguna uğradım fakat çekmedim bakışlarımı. Gözlerini kıstı, o derin iki hareye anlam veremeyişim garip bi şekilde hoşuma gitti. Ve biz, birbirine çarpa çarpa yürüyen; yarını için endişelenen yüzlerce sıradan insan arasında birbirimize kenetlenmiş bakışlarımızla ihtilal yapmış gibiydik. İkimiz de birkaç saniye sonra birbirimizin yanından geçip gideceğimizi bilsek de, içimizdeki müziği sergilemekten hiç ama hiç
korkmuyorduk.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Açık İstiare

     Seni anlatmaya çalışsam, bu satırlara kazımak için tırnaklarımı geçirsem de anlatamam. Çünkü sen yaşamadan anlaşılamazsın, senin duygu radarına girmek için bizzat sen lazımsın aslında. Bazı kavramlar vardır fenere benzerler, öyle ki gündüz vakti yanımızdayken varlıkları ve yoklukları fark edilmez, fakat güneş yüzünü gizlediğinde bir anda tek zaafımız oluverirler. Bana seni anımsatıyor neden bilmem, iki merdiven basamağının arasındaki basamaksın galiba sen farkında olmadan. Varlığında el ele tutuşacak kadar yakınken, yokluğunda ise birbirlerini göremeyecek kadar uzaktır aralarındaki mesafe. İşte bu yüzden hem yanaklarımızı kızartan utanç ve vicdandan, hem de herkesin bi köşesinde sakladığı hırs ve tutkudan güç alırsın sen. Çünkü bizi biz yapan ne varsa, senin acımasızca beslendiğin kavramlardır aslında. Ne bir sivrisinek gibi iz bırakırsın arkanda, ne de bir dedektif edasıyla karıştırırsın ortalığı. Profesyonel olmakla kendini över ama bir yandan da amatörlüğünle cebelleşirsin. Adının yakıştığı güzellik hem intihar hem de şiirken bir aşığın uğruna ağladığı tek şeysin: Hasret.

26 Mayıs 2016 Perşembe

Nüktedan

    Olmuşla olabilirlik arasındaki ince çizgiyi fark etmeden kendimi uçurum kenarından aşağı bırakmakla sınar haldeyim. Önümde onlarca tuş bana boş gözlerle bakarken, sadece her şeyi bir çırpıda silenle flörtleşiyorum şu sıralar. Elimin acemiliği mi tuttu, yoksa kafamdaki susmayan küçük çocuklar mı beni ele geçirdi kestiremiyorum. Samimiyetten bi hayli uzak kanatsız melekler, yine odamda beni seyrediyorlar. Gözlerimi kapatıp hayali harf seçerek cümleler kurduğum bu berbatlıktan hallice yazımda, yine ve yine kendimi sınıyorum. Eleştirinin verdiği alçak gönüllülük yanaklarımı kızartsa da, iğne seviyesinden çuvaldıza geçmem de hafiften beni şımartmıyor değil. Olur olmadık sahillerin kumlarına basmak yerine aşina olduğum yerleri dönüp dolaşmak her zamankinden daha fazla sıkıyor artık canımı.